27 Şubat 2011 Pazar

GÖLGEYLE KONUŞMA

Ağır çekim gözyaşlarından kahkahalara.
Gürültülü kalabalıklardan yalnızlığa…
Derin bir soluk bir soluk daha…
Koşar adım, geri dönüş isteği içine balıklama atlayıp, bataklıkmış burası diyen hayal kırıklığı.
Ters olan ve tek olan tek kitap benim yazdığım olmalı dedim dün bir arkadaşıma.
Hata veriyor aradığım herkes. Adreslere bakıyorum doğru, insanlarsa çoktan ölmüş.
Bir, iki, üç sabır…
Günün en güzel saatleri oysa…
Papatyalarda yol boyu sırıtmalarda.
Saate bakıyorum bana ayrılan vakit dolmuş.
Gün ışığı gözlerimi kamaştırıyor. Aya bakmak gelmiyor artık içimden. Bahsi bile geçmiyor ki.
Aylaklık yapan bir ben miyim diye soruyorum kendime. Seyyah olsa soyadım ya da berduş, durur muydum bu şehirde bu kadar?
Saate bakıyorum bana ayrılan vakit dolmuş.
Bir aynadaki kadına bakıyorum bir kendime en güzeli gölgemmiş anlıyorum.
Kördüğümü çözmenin yolunu buldum diye bağırıyorum. Nasıl diye soranlara kesip atılmış parçalarımı gösteriyorum.
Odanın içine, sokaklara, kaldırımlara saçılmış tüm izlerimi öylece bırakıp ilerliyorum.
Fado çalsın fonda. Demli bir çayla başlasın gün. Gözlerimdeki halkaları görüp ağladın mı sen diye soran olursa uykusuzluk deyip geçeyim oradan.
Kendi sesimi bile duymak istemiyorum. En az cümleyle bitireyim günü.
Avuçlarımda sabun kokusu bir türlü çıkmayan hissizlik duygusu…
Bir, iki, üç sabır…
Saçlarım saçılıyor her bir yana. Köşeye itiyorum koltukla beraber yazdığım her şeyi.
Kitaplar saçılıyor her bir yana. Köşeye itiyorum notlarla beraber sana söylemek istediğim her şeyi.
Şarapla tatlı dudaklarınla kekremsi,
Hayır hayır,
 Dudaklarınla tatlı şarapla kekremsi
Öpüyorum ki ayılmak için çok geç.

ÖZLEM ÖZBEK

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder